GündemYazarlar

Karaca Köşe – Güzelyurt Meslek Lisesinde

 

KARACA KÖŞE

Hakan Yozcu

 

Güzelyurt Meslek Lisesinde

Öğretmenlik mesleğinin kutsal bir meslek olduğunu duymuşsunuzdur. Gerçekten de öyledir.

Öğrencileri daha ham iken alıyorsunuz, onları yoğurup geleceğe hazırlıyorsunuz. Fikirlerinizi, düşüncelerinizi, yaşam biçiminizi, hayata bakış açınızı hep onlarla paylaşıyorsunuz. Onları adeta kendiniz gibi yetiştiriyorsunuz.

Öğrenciler, sizi hiç unutmuyorlar. Size karşı hep bir sevgi ve saygı besliyorlar. Onlarla mutlaka ilerde bir yerlerde karşılaşıyorsunuz. Bazen, bir devlet dairesinde memur olarak, bazen bir hastanede doktor olarak, bazen bir okulda öğretmen olarak rastlaşıyorsunuz. Size yaklaşıp saygılı bir tavırla “Hocam ben öğrenciniz ……” diyorlar. Sizi yanlarına alıp tüm işinizi yapıyorlar.

Bu halleri yaşayınca ne kadar mutlu oluyorsunuz. Yıllar sonra bile öğretmenliğin tadını büyük bir hazla alıyorsunuz.

İşte bu hazzı geçenlerde ben bir kez daha yaşadım. Eski bir öğrencim aradı: “Hocam merhaba, Ben Sunay Dilek. Eski bir öğrencinizim. Şu an ben de sizin gibi Edebiyat öğretmeniyim. Güzelyurt Meslek Lisesi’nde öğretmenlik yapıyorum. Öğrencilerimize yönelik kültür ve sanat etkinlikleri yapıyoruz. 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü nedeni ile Kıbrıs Türk Tiyatrosu hakkında bir söyleşi yapmak istiyoruz. Sizden rica etsem acaba gelip öğrencilerimize bilgilerinizi, deneyimlerinizi paylaşır mısınız?” dedi.

Çok sevindim. Bir öğrencimin benimle meslektaş olması, beni unutmaması ve böyle önemli bir konu için davet etmesi beni fazlasıyla bahtiyar etti. Hiç ikiletmedim. Bu nazik daveti kabul ettim. İstenilen tarihte düştüm yola.

Güzelyurt, bana oldukça uzak bir şehirdi. Ama bu bahane değildi. Önemli olan işi sevmekti. Ben de eski öğrencimi kırmamak adına bu yolun zahmetine katlanacaktım.

Güzelyurt, adı gibi güzel bir şehir. Oldukça gelişmiş, büyümüş. Biraz şehir içinde tur atıp okul yoluna düştüm.

Okula geldim. Müdürün odasını sordum. Öğrenciler beni götürdü. Odaya gelince büyük bir sürprizle karşılaştım. Yıllar önce Namık Kemal Lisesi’nde birlikte görev yaptığımız Sevim Hocahanım ile karşılaştım. Meğer okulun müdürü imiş. Bilmiyordum. Çok sevindim. Yıllardır görüşmüyorduk. Hasret giderdik. Eski günleri yad ettik. Eski dostları andık.

Sevim Hocam “Çok sağol hocam, ne iyi ettin de geldin. Öğrencilerimiz de mutlu olacaktır. Tiyatroyu seviyorlar. Bilgilerinden faydalanacaklardır.” dedi.

Eski öğrencim olan Sunay Dilek hocahanım da geldi. İlgili öğretmenlerden birkaç kişi daha teşrif ettiler. Çay kahve içip sohbet ettik. Sonra Sunay Dilek hocahanım: “Buyurun hocam, öğrencilerimiz hazır” dedi. Hep birlikte ayrılan salona gittik.

Salona girdiğimde, panolarda resmimin asıldığını ve basılan kitaplarımın fotokopileri çekilerek bir köşe hazırlanmış olduğunu gördüm. Benimle ilgili yazılar yer alıyordu bu köşede. Doğrusu böyle bir şeyi beklemiyordum.

Öğrenciler, beni alkışlayarak karşıladılar. Öncelikle merhabalaşıp kendimi tanıttım. Tiyatroya lise döneminde başladığımı ve bir daha hiç bırakamadığımı belirttim. Üniversite yıllarında oyunlar yazıp yönettiğimi ve oynadığımı anlattım. Öğretmenlik yıllarımda da oyun bulmakta zorluk çektiğim için oynayacağımız oyunları kendimin yazdığını anlattım.

Tiyatronun Türk Edebiyatına Tanzimat Dönemi ile birlikte girdiğini, daha önce Meddahların olduğunu, onların halk önünde çeşitli taklitler yaparak hikayeler anlattığını, bundan başka Karagöz Oyunları ve Köy Seyirlik Oyunlarının olduğunu” anlattım.

Kıbrıs Türk Tiyatrosunun 19. Yüzyıl sonlarında hayat bulduğunu, özellikle Kıbrıs’a Kalebent olarak sürgüne gelen Namık Kemal’in çok büyük etkisi olduğunu, O’nun Kıbrıslı gençlerle Edebiyat ve sanat üzerine sohbetler yaptığını ve gençleri yönlendirdiğini” belirttim.

Kıbrıs’ta oynanan ilk oyunun yine Namık Kemal’in Mağusa Liman ambarlarında oynanan “Vatan Yahut Silistre” adlı oyun olduğunu söyleyerek “1963 yıllarında İngiliz Ve Rum baskıları sonucunda Kıbrıs Türk Tiyatrosunun durakladığını ama TMT’nin her şartlarda tiyatro yaparak halka moral verdiklerini, tiyatro sayesinde halk arasında birlik ve beraberliğin sağlandığını” dile getirdim.

“Kurtuluş Savaşı Yıllarında da tiyatro yaparak elde edilen gelirin Türkiye’ye yardım olarak gönderildiğini ve böylece Kıbrıs Türkünün Kurtuluş Savaşı yıllarında üzerine düşen görevi bu şekilde de olsa yerine getirdiğini” anlattım.

Üner Ulutuğ’un, Türkiye’de konservatuvar okuyan ilk Kıbrıslı Türk olduğunu, Kıbrıs’a dönünce Kemal Tunç, Ayla Haşmet ve diğer bazı isimlerle amatör bir tiyatro kurduklarını bu tiyatroya da “İlk Sahne” adını verdiklerini sonradan bu İlk Sahne’nin bugünkü Kıbrıs Türk Devlet Tiyatrolarının ilk temeli olduğunu söyledim.

“Tiyatronun insan hayatında hep var olduğunu, bundan sonra da var olacağını, hayatın bir parçası olduğunu, insanı iyileştirdiğini” belirterek, “Salonsuz, kostümsüz tiyatro yapılabileceğini ancak seyirci olmadan tiyatronun yapılamayacağını, bu nedenle mutlaka tiyatro izlemeye gidilmesi gerektiğini” belirttim.

Öğrenciler, merakla beni dinlediler. Gerçekten çok harikaydılar. Oysa bu gibi söyleşilerde genelde sıkılanlar olur, konuşmacıyı dinlemeyenler olur, başka şeylerle uğraşanlar çıkardı. Ama bu öğrenciler hiç de öyle çıkmadı. Sabırla dinlediler. Ben de onlara çok teşekkür ettim.

Konuşma sonunda Okul Müdiresi Sevim Karamanoğlu, teşekkür ederek bana bir Teşekkür Belgesi takdim etti. Okullarının Tarım Bölümü öğrencilerinin yetiştirdiği mahsullerden de küçük bir hediye verdi.

Sunay Dilek hocahanım da en içten teşekkürlerini sunarak beni çok mutlu ettiler.

Çok güzel bir gün yaşadım. Unutamayacağım bir günü geride bıraktım.

Bunu yaşattıkları için başta Sunay Dilek Hocahanıma ve Okul Müdiresi Sevim Karamanoğlu’na sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

 

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu